İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

DEVA Partili Elif Esen: “Emeklilik maaşı hesaplama sistemi değişmeseydi en düşük emekli maaşı 25 bin tl olacaktı”

DEVA Partisi Kadın Politikaları Başkanı ve İstanbul Milletvekili Elif Esen TBMM’de yaptığı basın toplantısında, terörü ve İsrail’in Gazze’de 100. gününü tamamlayan katliamlarını lanetledi. Esen’in gündeminde terör mağdurları ve emekli zammı vardı. Esen konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını da cevapladı.  

Esen’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Deprem bölgesindeki gerçeği görmek için şehit mi vermemiz gerekiyordu?”

“Güvenlik zafiyeti oluşturacak bilgilerin açıktan paylaşılmasını beklemiyoruz, ancak meclisin sorumluluğunu havada bırakmayı da doğru bulmuyoruz. Bizler tezkere için genel kurul sıralarında oy verdik, öyleyse uzaktan izlememizin beklenmesi de doğru değil.

2. baskında Kahramanmaraş’tan 4 şehidimiz, Adıyaman’dan 1 şehidimiz var. Devleti yönetenler, yine devletin kaynaklarını hakkaniyetle vatandaşlarına aktarmakla görevli değil midir? Bu insanların insanca yaşam koşullarına ulaşmak için, birkaç ısıtıcıya olsun kavuşmak için evlat acısı mı yaşaması lazımdı! 

Şehitlerimizin evlerine, bıraktıkları yazılı ya da videolu mesajlarına bakınca bu evlatlarımızın sözleşmeli er olarak görev aldıklarını, birçoğunun ailelerine maddi destek sağlamak isteyen, ev almak isteyen fedakar gençler olduğuna şahitlik ettik. Bu gençler, ülkemizde son zamanlarda bıçağın artık kemiğe dayandığı, ekonomik krizin, enflasyonun, zamların, açlık sınırının altında ezilen yoksul ailelerin çocukları.”

“Yoksulluk devlet eliyle güçleniyor!”

“Bu senenin bütçesi yakın zamanda açıklandı. Türkiye’deki tarım desteğinin tamamı 91 milyar. Asıl sorun bunun 20 katı kadar faizin ödenecek olması. Geçen yıl bütçeden depreme 895 milyar TL ile %13,5’luk bir pay ayrılmış. Yani 11 ili, yaklaşık 15 milyon insanı etkileyen bir deprem olmuş, harcanmış helali hoş olsun, keşke daha fazla harcanabilseydi. Ama şimdi paylaşacağım veriyle ne demek istediğimi anlayacaksınız. 

Dövizi bastırmak için uydurulan KKM denilen kara delik, 694 milyar TL ile bütçeden %10,5 pay aldı. Koskoca deprem bölgesine ayrılan % 13,5’la canları hayatta tutmaya harcarken, daha fazlasına da ihtiyaç varken KKM’ye %10,5 gömmüşüz. Bir avuç rantiyeye yaklaşık 700 milyar TL! Adaletten ve vicdandan yoksun, akıldışı anlayışın sonuçlarını da toplum olarak acı bedeller vererek ödüyoruz.”

“DEVA Partisi olarak biz defalarca uyardık”

“Kurulduğumuz günden bu yana dilimizde tüy bitti. Sayın Ali Babacan’ın öncülüğünde bu ülkenin ihtiyacı olan ekonomi yönetim reçetelerini hazırladık, kamuoyunda paylaştık. Ekonomi bu hale gelip ülkede sosyal yıkıma sebep olmadan birçok hatadan dönülebilirdi. Hepimizin ödediği vergiler, asgari ücretlinin, memurun, çalışanın maaşından alın terinden kesilen prim tutarları ile damla damla doluyor hazine.  

Dün emeklilerimize maaş zammı müjdesi verildi. Ama ne müjde! Emekliler %5 sefalet zammı ile aylık 10.000 TL ile geçinmeye daha doğrusu geçinememeye mahkum edildiler. Sorarım size yoksulluk sınırının 50.000 TL’ye dayandı bir ülkede 10.000 TL ile bir ayı emekli ailesiyle nasıl geçirebilir?”

“Emekliye haksızlığa devam eden iktidara kırmızı kart gösteriyoruz: Bu yoldan dönün!”

“Emekli maaşı asgari ücretin en az %110’u kadar olur’ maddesini AK Parti 2008 yılında kaldırdı. Emekli aylığı 2003’de asgari ücretten %47 fazla iken şimdi bunun çok altında kaldı. 2008’de emekli aylığı hesaplama sistemi değiştirilmesiydi bugün maaşları yaklaşık 25.000 TL olacaktı. Bir ömrünü çalışarak geçiren primini devlete ödeyen emeklilerimize yapılan bu adaletsiz uygulama reva mıdır?

Emekliye haksızlığa devam eden iktidara kırmızı kart gösteriyoruz: Bu yoldan dönün! Yoksulluğu; 5 yaşındaki çocuk, kreşe gidemeyerek yaşıtlarıyla yaşadığı eşitsizlikle, 15 yaşındaki çocuk okulda aç saatler geçirerek, fırsat bulan genç yurt dışına kaçarak, ailesinden harçlık alabilen genç umutsuz, işsiz güçsüz bir şekilde oyalanarak ama asıl bugün konumuz olan, sözleşmeli er olan pek çok genç, ailesinin  yuvarlandığı derin yoksulluk uçurumunun bedelini ödeyerek yaşıyor, hatta yaşayamıyor, geride acıklı videolar bırakarak yaşamdan kopuyor, şehit düşüyor.”

“Terör saldırılarında yaralanan sivil insanların yaşadığı acılar, iktidarın yanlış yönetimiyle katmerleniyor”

“Sivil terörün yarattığı travma ve yaraları sarmada da başarılı olamadı iktidar ne yazık ki. Sizlere önceki gün bize ulaşan sivil terör mağduru bir vatandaşımızdan bahsetmek istiyorum: 

Bakın bu vatandaşımız 2011 yılında patlayan bir bomba nedeniyle bacağını yitiriyor. Genç yaşında terör eylemi nedeniyle, güvenliği sağlanamadığı için bacağını kaybeden vatandaşımıza önce SGK tarafından protez hakkı olduğu söyleniyor, sonra yenilemesi gerektiği zaman artık bu hakkının olmadığı söyleniyor, bir yıl sonra yeniden hakkın var deniliyor. Yıllar içinde bu hakkı var-yok meselesi sürerken birden daha da kötüsü oluyor ve aldığı protezlerin ödemesinin geri alınacağını öğreniyor. Tüm sivil terör mağdurlarının yasal olarak hatalı işletilen bu süreç nedeniyle protez paralarını devlete geri ödeyeceklerinin haberi geliyor. Bu vatandaşımız devlete şu an 60 bin TL borçlu. İnanabiliyor musunuz? Gerekçesi terörün ondan aldığı bacağa karşı “protez hakkın var” denilerek yardım sunulması ve sonra bundan vaz geçilmiş olması. Doğru yönetilen bir devlet vatandaşına bunu yapar mı?” 

“Son 10 yılın hatalı politikalarını yoksul insanlara ödetmeyin!”

“Terör etkisini sadece o an, orada olanlar üzerinde göstermiyor. Bu genç insan onu çalışma hayatında, özel yaşamında her an her yerde zorlayacak bir engele sahip oldu, geleceğini, ailesini, onların geleceğini etkileyen ömürlük bir sorunla yaşıyor. Ve artık bir de bunun bedelini ödemek zorunda. Bu vatandaş haykırıyor: Haksızlık karşısında kahroluyor.

İşte terör bu demek, ‘kalıcı hasarlar bırakmak’ demek. Siz, devlet olarak insanların aldığı hasarı tamir etmez, çabanızı eksik bırakırsanız terör amacına ulaşır! Terör, literatürün kabul ettiği şekliyle bir dil, bir söylem biçimi. Bir vahşet dili. Dilini vahşetle kurgulayan bir yöntem. Terör bize, bizim gençlerimize, halkımıza şunu söylemek niyetinde;

‘Biz size huzurlu uyku vermeyecek, evlatlarinizi sizden alacak, büyüdüklerinde karşilarinda olacağız.’

Bizim cevabımız ne olmalı? Son 10 yılın hatalı dış politikası, iç politikası ve güvenlik politikalarının bedelini toplum olarak hep beraber, ama daha da çok yoksul insanlara mı ödeteceğiz?”